Sanatın Evrim’inin 83. bölümünde, kültür-sanat gazetecisi ve film eleştirmeni Tuğçe Çelik, Günsu Saraçoğlu’nun konuğu oluyor. Program, Çelik’in kişisel akademik yolculuğundan yola çıkarak sinema, sanat ve eleştiri kavramlarını çok katmanlı bir perspektifle ele alıyor. Sanat tarihi, iletişim ve sosyoloji disiplinleri arasında kurduğu bağlar, bu bölümün düşünsel omurgasını oluşturuyor.
Tuğçe Çelik, Ankara’da başlayan yaşam öyküsünü Marmara Üniversitesi Sanat Tarihi eğitimiyle şekillendirirken, sinemaya olan ilgisini akademik bir zemine oturtuyor. Aynı üniversitede sinema alanında yüksek lisans yapması ve pedagojik formasyon alması, onun sanat üretimine ve eleştirisine hem teorik hem de öğretici bir bakış kazandırıyor. Beykent Üniversitesi Sosyoloji bölümünde devam eden yüksek lisans süreci ise Çelik’in sanatı toplumsal bağlamı içinde okuma pratiğini derinleştiriyor.
Programda sinemanın yalnızca teknik bir üretim alanı olmadığı, aynı zamanda ideolojik, politik ve toplumsal anlamlar taşıyan bir anlatı biçimi olduğu vurgulanıyor. Çelik, film eleştirisini salt “izleneni aktarmak” olarak değil; bir tanıklık, sorgulama ve gerektiğinde müdahale alanı olarak tanımlıyor. Yazının, izleyiciyle yapıt arasında edilgen bir aktarım değil; düşünsel bir karşılaşma yarattığını savunuyor.

Bu bölümde öne çıkan kavramlardan biri “alımlayıcı” kavramı oluyor. Tuğçe Çelik, “seyirci” ve “izleyici” kavramlarının pasifliğine dikkat çekerek, sanat yapıtıyla aktif bir ilişki kuran alımlayıcı kavramını tercih ettiğini ifade ediyor. Film, resim, heykel ya da mimari yapıtlarla kurulan bu ilişki, izleyiciyi hem özne hem de nesne konumuna yerleştiriyor.
Söyleşide, kadın dostu ya da doğa dostu olarak pazarlanan yapıtların arkasındaki algı yönetimi de ele alınıyor. Çelik, popüler sinemanın kimi zaman bu kavramları ticari bir stratejiye dönüştürdüğünü, eleştirmenin ise bu noktada gizli kalan tarafları görünür kılmakla sorumlu olduğunu belirtiyor. Bu yaklaşım, eleştiriyi yalnızca estetik değil, etik bir mesele haline getiriyor.

Programın önemli başlıklarından biri de kültür-sanat gazeteciliği ile PR arasındaki sınırlar oluyor. Tuğçe Çelik, gazeteciliğin kamusal bir sorumluluk alanı olduğunun altını çizerek, kültür-sanat gazetecilerinin tanıtımcı gibi görülmesine karşı duruyor. Dürüstlük, samimiyet ve metodolojiye dayalı bir mesleki duruşun, eleştirinin temelini oluşturduğunu vurguluyor.
Sinemaya otör kuramı üzerinden yaklaşan Çelik, bir filmin yalnızca kendisiyle değil; yönetmenin filmografisi, senaristin geçmişi, finansman yapısı ve üretildiği ülkelerle birlikte okunması gerektiğini ifade ediyor. Bu yaklaşım, filmleri daha geniş bir sosyolojik ve politik bağlamda değerlendirme imkânı sunuyor.
Film festivalleri de bölümün önemli tartışma alanlarından biri. Çelik, bir festival programına bakarken ilk olarak jüri yapısına, seçki-tema uyumuna ve ülke dağılımlarına dikkat ettiğini belirtiyor. Festival jürilerinde yetkinlik meselesi, popülerlik odaklı tercihler ve ödül mekanizmaları eleştirel bir bakışla değerlendiriliyor.
Özellikle bağımsız belgesel sinema, Tuğçe Çelik’in üzerinde hassasiyetle durduğu alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Belgesellerin üretim, finansman, dağıtım ve gösterim süreçlerinde karşılaşılan zorluklar; kişisel fedakârlıklar ve dayanışma örnekleri üzerinden aktarılıyor. Belgeselin toplumsal hafızayı kayıt altına alan güçlü bir anlatı biçimi olduğu vurgulanıyor.
Sanatın Evrim’i – 83. Bölüm, sinemaya ve kültür-sanat alanına yüzeysel değil, derinlikli ve sorgulayıcı bir perspektiften bakmak isteyen izleyiciler için güçlü bir düşünsel alan açıyor. Tuğçe Çelik’in eleştirel yaklaşımı, sanatın yalnızca estetik değil; toplumsal bir sorumluluk alanı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.



















































